Genel

İnsan Hür Namussuz Olamaz Arkadaş!

Namus kavramı insanlık tarihi kadar eskidir. Genel anlamıyla kişinin hassasiyet gösterdiği alan, kendisine has kırmızı çizgilerini ifade ediyor.

Gel gör ki insanlık bazı değerlerinde kan kaybedince Namus insanın en dokunulmaz noktası olan biricik kadınıyla özdeşleşti.

İnsan olan kadını sahiplenir, besler, sever ve başkasıyla zinhar paylaşmaz, ona kem gözle bakanın gözünü çıkarır, uğrunda canını verir, ama kadının ihanetini de af etmez.

Maalesef deforme olan insanlık birey düzeyinde yalnızlaşınca bu namus kavramını kıskanan dünyanın zındığa komitesi kadın erkeği birbirine düşürerek bu birlikteliği bozmak istiyor, tabi bu konuda ölümlerle dahi sonuçlanan vakalar meydana geliyor.

Bu Namus düşmanlarının Feministler ve LGBT’liler geliyor, ikisi de AB çocukları ve BM’nin has evlatlarıdır. Onun için BM’nin kadın komisyonu sözcüsü “ev kadın için güvenilir bir yer değildir” ifadesini kullandı.

Feministlerin yedi hikayesi varsa yedisi de kadını belden aşağı özgürlüğe kavuşturmak üzerinedir. Tıpkı sigaranın insanı gizliden gizliye öldürdüğü gibi Feminizm de kişiyi küfre götürüyor, ama Sema Maraşlı gibi tek tük vatandaşlar kıl payı bu tuzaktan kurtulabiliyor.

LGBT’liler insanlık düşmanı, insan fıtratına meydan okuyan şeytanın has dostlardır. Rahim ve Kerim olan yüce Allah bunların yüzünden Lut(as)’ın kavmini dahi helak etmiş, daha kötülükleri nasıl anlatılabilir?

Hatırlayın Kürt vatandaşlarımız o kadar namusuna düşkün olmasına rağmen sözde Kürt partisi olup, LGBT’ye verdiği önemi Kürd’e vermeyen HDP’nin öncülüğünde “biz kimsenin namusu değiliz” pankartları yetmişlik nenelerin eline verdiler.

LGBT’liler bu lanetli fiillerini onurlu bir davranış olarak topluma kabul ettirmeye çalışıyorlar, onların Taksim meydanındaki yürüyüşleri her aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.

Şunu bilelim kendilerini Trans olarak tanıtan, çok nadir de olsa çift organlı yaratılan bazı kimseler var. Bunlar mağdur ve bir vesileyle engelli sayılabilecek kimselerdir, bunlara sağlık, ekonomik, psikolojik açıdan sahip çıkmak hem vatandaş olarak bize, hem de devlete düşüyor.

Peki kadın erkek arasında meydana gelen bu sıkıntıyı, bu kavgaları ve cinayetleri nasıl ortadan kaldırabiliriz?

İki yol var, ya talim terbiye müfredatında namuslu öğretmenlerin eli üzerine Ahlak, Edep, Marifeti ve Sadakati anlatır adam gibi insan yetiştirirsiniz,

Zina ve benzeri fiillerde bulunmanın yüz kızartıcı suç olduğunu, Allah katında büyük günah olduğunu anlatıp gençleri inandıracaksınız,

Bu fiili işleyen kimselere cezai müeyyideler getireceksiniz…

Çocuklarımıza İnanç, Kültür, Örf gibi toplumsal normları anlatacaksınız, ki İstanbul Sözleşmesi bunu yasaklayarak işe başlıyor ve bu değerlerini kökünün kazılmasını istiyor. Çünkü bu değerleri özümseyen kimselere İstanbul Sözleşmesi sökmez.

O zaman milyondan bir ancak bu tür konularda  bir sorun, bir cinayet olur, tam tersine aile huzuru ile topluma da manidar bir huzur gelir.

Ya da Namus kavramını tamamen zihinlerden sileceksiniz, başkası eşinin yatağına girmek niyetiyle evine gelince ona “hoş geldin” diyen, çay kahve ikram eden hür namussuz kimseler yetiştireceksiniz. Bu da mümkün olmadığına göre bu sorun gittikçe hayatı yaşanmaz hale getirecek.

Bir yandan 6284 numaralı yasa ile bu tür edepsizliğe yol açacaksınız, kadın iftira ile kocasını evden uzaklaştırıp, dostunu eve alacak, diğer yandan neden cinayet işlendi diye veryansın edeceksiniz.

Kadın kardeşiyle birlikte komplo kurup koca kızına tacizde bulunduğu oyunuyla hapse atacaksınız ve mal varlığının üstüne çullanacaklar, sonra kız bunu itiraf edecek ve bu kadına kocası “canı sağ olsun, eşimdir yaptıysa yaptı, kime ne” demeyi bekleyeceksiniz öyle mi?

Kadın, emekli kocanın maşının yarısını sürekli nafaka olarak mahkeme yoluyla alacak, 300 bin liralık arabasının yarısını , 600 liralık evin yarısını kocadan alıp nikahsız beraberlikle hava cıva atacak, bu kadın öldürülünce de kadın cinayeti diyeceksiniz?

Ey Anadolu insanı mesele budur. Ya birinci çalışmaya sahip çıkacaksınız ve adam gibi adam, kadın gibi kadın yetiştireceksiniz ya da ikinci durumu kabulleneceksiniz.

İstanbul Sözleşmesi, CEDAW sözleşmesi öyle basit anlaşmalar değildir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin geçtiği her yerde bir bela var!

Bundan tam 35 yıl önce 14 Ekim günü imzalanan CEDAW sözleşmesi ancak bu gün ne melanet bir sözleşme olduğunu anlıyoruz maalesef!

İstanbul Sözleşmesi  ise Ailemizin direği, huzurumuzun en önemli paydaşı, bizi hayata bağlayan, Allah’ın emaneti eşimizi tabir yerindeyse halka açmayı bizden isteyen bir sözleşmedir. Bu sözleşmede mahremiyet diye bir değerin yeri yok çünkü.

Bu tür sözleşmeler içerik ve amaç itibariyle kabul edilir cinsten şeyler değildir.

İnsan hür namussuz olmaz arkadaş, bu kadar namussuzluk ancak domuzda olurmuş.

Bir de şu soruyu sormadan edemem, kim ne hakla Anadolu insanına bu zulmü reva görüyor? Üç kuruş para için bu kadar hayasızlığa hamallık yapmak doğru mu? Kürtçe bir ifade var “Tumai bı merıv gu dıde xarını” (tam’akarlık insana pislik yediriyor) bunların yaptığı bundan da beter kanaatimce.

Bunlar küçük işler değil, ülkenin fiili istilası dahi bu kadar tehlikeli değildir. Baka sorununu gerçekten dert eden varsa hodri meydan cephe burada. Devlet Bahçeli’nin bir çok dediği oluyor buraya da bir el atsa ya!

Benim kanaatim budur, siz ne düşünüyorsunuz bilemem.

Nokta!

1 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: